Yolda/ Numan Ark

Her başlangıç bir yola ihtiyaç duyuyor. İlk adımı attıktan sonra geriye kalan bir rotanın üzerinde yürümektir . Eğer umut doluysak yolun uzunluğu değil gideceğimiz yerin bizi ulaştırdığı nokta önemli. Jack Kerouac’ın dediği gibi, bir yerlere gitmekten başka çaremiz yoktur sadece parlayan yıldızlar halinde ilerlemeyi aklımıza koyalım. Yaşamak, seyahat etmek ve böylece kutsanmak gerisini iplememek Kerouac’ın felsefesinin dayanaklarıydı biz de öyle davranmak zorundayız belki de,, hele bu fiziksel bir yolculuk değil de daha çok düşünsel, yazınsal bir uğraşın rotasını belirlemek olacaksa.

Yoksa her geriye bakışımızda bir miktar daha yavaşlarız ve öyle bir noktaya geliriz ki durduğumuzu, artık hiç hareket etmediğimizi görürüz. İşte bu bir çeşit trajedidir. Metinler oluşturmak, satırları akan yazıyla doldurmak eğer amacımız olacaksa bu hareket etmenin de ta kendisidir.

Her metin ne amaçla yazılıyorsa yazılsın bir enerjik ivmeyle gözümüzün önünde dans ediyor, tıpkı hız trenleri gibi ölüme, durağanlığa meydan okurken tekrar tekrar onlara bakmaya, yalımlanmasını yakalamaya ona anlamsal bir şeyler katmaya zorluyor bizleri. Düşünsel olarak içimizdekinin sembolik dışavurumu, kelimeler, metinler bir güzergahta alıp başını giderken bize ait bir şeyleri taşıyorlar da . Düşüncenin, duygunun yüküyle yol almak; hayatın en kısa tanımı bu olsa gerek. Yakaladığımız her kayda değer şeyin akıp gitmemesini sağlayarak insanoğlu bir yolculuğun günlüğünü de yaratıyor.

Modernizm bizi kağıttan kalemden kopardıkça metin başka yerlerde parlıyor, örneğin şu an ekranın üzerinde, Ve çok daha uzun zaman böyle olacak gibi görünüyor, kağıdın hükmü ne yazık ki bir kenara bırakılacak ister istemez. Çığ gibi büyüyen bir yenilik çağı olarak adlandırılsa da modern zamanlar bizi artık o çok değerli iki sevgiliden koparacakmış gibi görünüyor. Belki de yazı şeklimizdeki bu değişiklik duygu dünyamızı da dramatik olarak etkileyecek. Cümlelerimiz ona göre şekillenip başka bir anlatım bulacağız, ama eskide kalanın estetiği çok çabuk vaz geçilecek bir şey değil.

Modern olan bütün kavramlar romantik bağlanmalarımızın peşinde. Onlardan arınmış nesiller yetiştirmeye ve bizim gibi biraz geride kalmış olanları da kendince hizaya sokmaya çalışıyor. Bu saldırının ardından kaçış değil belki ama başka düzlemlere yol almanın zamanının geldiğini düşünüyoruz, tıpkı bir Odysseus yolculuğuna çıkar gibi yada kendi kültür tarihimizden bir örnek vermek gerekirse 60’lı yıllarda güneye deniz yoluyla Mavi Yolculuk yapan bir avuç aydın gibi.

Amaç yeni bir sahile, yeni bir anlatım ve algılayış kıyısına ulaşabilmek. Onun için yolda olma kavramı gelişmenin, benliğin en kabul edilebilir ihtiyacı.

Düşünmeksizin yol alınır bazen, buna içgüdüsel ilerleme adını verelim, savrulma değil. Bilinç bazen bilmediğimiz tarzda önüne katar ruhu, ve her türlü yaratıcı itkiyi…Deneyimler gözlemlerle pekiştikçe yolculuğun değeri artıyor. Edebiyat sürekli çevreye ve içsel dünyaya bakışın sonucunda şekillenip beğeni toplayabilir.

Bazen yazarın yolculuğu fark edilmez hatta kendi bile mesafeleri ve onları yorumlayışına değer vermez ama yıllar sonra birileri için o gidiş o metinsel hareket o kadar anlamlı olur ki her şey yeniden parlamaya başlar. Kelimeler, sartırlar, olay örgüsü, imgeler birden dirilir. İşte bu estetik bir patlamadır ve sonsuz bir keyfe dönüşür.

O yüzden yolda olmak hem yazara hem okura ait kutsal bir eylemdir aslında…